5 Mayıs 2021 Çarşamba

Garson!

        Hangi vardiyada olduğu önemli, bundan vardiyasının kaçıncı saatinde olduğunu da anlayıp davranışını daha iyi yorumlamak mümkün olurdu. Bu bilgi eksik. Üstüne bir de yalnızlık var. İster istemez, gördüğüm her şey günlerdir yalnız olmamdan ve kimseyle konuşmamış olmamdan etkilenecek ve çıkarımlarım daha da isabetsizleşecek. 

       Yalnızlık ve uzun süre kendi düşünceleriyle kalmanın gerçeklikten yavaş yavaş uzaklaşmaya sebep olduğunu düşünüyorum. Sanki çevreyle iletişim kurdukça gerçeklikle ilgili içsel referanslarımızı kontrol etmiş oluyoruz. Bu gerçek de öyle varlığın tabiatıyla falan ilgili değil, basitçe kim olduğun, başkalarının kim olduğu ve neyi neden yaptığıyla alakalı. Uzun yalnızlık sürelerinde bu gerçeklikten yavaş yavaş kopuş, fikirlerimin ve yorumlarımın mesnetsizleşmesine, hatalı varsayımlarda bulunmama ve normalde olduğundan daha sahte bir dünyada yaşamama sebep oluyor. Daha sonra "içsel referanslarımı kontrol" ettiğimde yanlış varsayımlarım ve yorumlarımla yüzleşmek bir bakıma eğlenceli bir düşünce pratiği oluyor.

        Vardiyasını, mesainin kaçıncı saatinde olduğunu ve diğer birçok şeyi bilmeden, hem de düşüncelerim mesnetsizleşmeye başlamışken bu yol boyu lokantasında gördüğüm durum hoşuma gitti. Bir kadın garson kalabalık restoranda bir masadan öbürüne neredeyse koşar adım hizmet veriyor. Yüzü gülüyor, hareketleri coşkulu, koşturup duruyor bir masadan öbürüne. İlgilendiği masalardan birinde iki aile var, iki masayı birleştirip sığmışlar, üç çocuğun üçünün de mizacı farklı, en büyükleri 11-12 yaşlarında. Oturmuşlar yerlerinde haklarının teslim edilmesini bekler gibiler. Onları böyle görünce aklıma "Bizim zamanımızda..." diye söylenen yaşlılar geliyor, sanki onlara benziyorum yavaş yavaş, çocukların talepkârlıkları antipatik geliyor. "Bizim zamanımızda..." diye bahsedebileceğim davranışlarımı düşününce o yaşlarda bu çocuklardan çok daha salak olduğumu farkediyorum, tabii bu çocuklar da akıllı değil, ona şüphe yok. Hakkının teslim edilmesini beklemek bir tarafa, hakkın varlığından bile habersiz ve iddiasız olmak daha mı asilce sanki? 

        Yetişkinlerin keyfi yerinde görünüyor, gülümseyerek muhabbet ediyorlar ve kahvaltı tabakları arasında alış verişler oluyor; bana peynir ve tereyağı trampası gibi geldi. İki çocuklu kadın bir elinde çatal birinde bıçakla yapıyor kahvaltısını pek ekmek yemiyor. Çocukları sofrayla ilgili değiller, sanki uzunca bir süredir bu masadalar, adamlar kahvaltıyı bitirmiş çay içiyor. Çocukların da karnı doymuş, anneler veletlerle uğraşırken geç başlamış belli ki. Gidecek yolları yokmuş gibi yiyorlar, bir taraftan da konuşurken. Sürekli bir düşünce zincirleri var gibi görünüyor, buna hayret ediyorum. Hele-hele iki çocuklu anne hiç durmuyor. Tabağından yemek seçerken konuşuyor, belki de konuşurken tabağından yemek seçiyordur, hangisine daha fazla öncelik verdiğini çıkaramadım. Sonra lokmasını çiğnerken diğer anneyi dinliyor, diğer anne konuşmuyorsa çocuklarına bakıyor, bir şey yoksa, sessizce çayını yudumlayan kocasına bir şeyler soruyor. Endişeli görünmüyorlar. 

        Sonra, bahsettiğim coşkulu garson yanlarından geçerken tek çocuklu kadının kocası garsonu durdurdu ve masadakilerin de dikkatini çekti, garsona cep telefonundan bir şeyler tarif ederken anladım fotoğraf çektirmek isteğini. Acaba adam hevesli garson kadını bilerek mi seçti, yoksa şans eseri mi o denk geldi  anlayamadım, adamın sırtı dönük bana. Daha önce nasıl gülümseyerek çalıştığını anlatmıştım bu kadının, gülümsemesi bir kat daha arttı bu talebin üzerine. Fotoğraf etkinliğinin bir parçası olmaktan mutluluğu arttı resmen. Bu umutsuz vaka veletlerin orta hâlli ailelerinin keyfini fotoğraflarken, onların hiçbir hatırasında yer etmeyecek olduğunun farkında değil gibi. Resmen mutlu bu kadın yahu. Bu iki ailenin birlikteliklerinin hiç de göründüğü gibi mutlu mesut olmaması ihtimalini aklına bile  getirmediğini düşünüyorum. Yada o burada saatlerce koşturmaya devam ederken, fotoğrafını çektiği yoluna devam eden ailelerin hayatlarına ne kadar uzak olduğunu dert etmediğini...

        Bence göründükleri gibi değiller. Kocası sessizce çayını yudumlarken, bir dakika bile sakinleşmeden etrafını didik didik inceleyip, yerli yersiz müdahale eden bu iki çocuklu kadının davranışını sağlıklı bulmuyorum. Merak ediyorum kocasının durgunluğunun ardındaki bir sebepten mi böyle davranıyor kadın, yoksa kadın yüzünden mi motivasyonsuz oyuncu gibi duruyor adam. Muhtemelen ikisi de değil ve her şey benim kendi hüsnü kuruntum. Ama garson kadın hakkında yanıldığımı düşünmüyorum. Hareketlerinde gurur var, mutluluk var, diğer garson arkadaşları gibi değil. Bunun geçici olduğunu düşünüyorum, sanki  daha yeni yöneticisinden övgü almış ve görev ve sorumluluğu artmış gibi. Çoğu kişi için çıkmaz sokak olan bu işin hayatından çaldığı enerjiyi kafasına takmıyor gibi. Halbuki kuvvetle muhtemel yakın zamanda, hevesini kursağında bırakacak öngörmediği sorunlarla tadı kaçacak. Ama tadı kaçsa ne olur ki? Belki bu mutluluğunun kaynağı başka ve yenilenebilir bir şeydir ;).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder