Sabah güneşinin ışınları güçlü. Camıma vurup, hem perdeden hem de göz kapaklarımdan geçerken çok zayiat verse de hem retinama sızıp ışığıyla hem de yüzüme vurup ısıtmasıyla, gece erken yatmadığıma sabah pişman etti beni.
Yatağım pencerenin dibinde. Bu bir hataydı ama kim baştan düzenleyecek bu odayı? Yakın zamandaki ben değil.
Uyanmasam daha iyiydi, bedenim bu durumdan hoşnut olmadığını itaataizlik ve ağrıyla protesto ederek gösteriyor. Dünün yorgunluğunu ayak tabanımdaki derinin hala karıncalanmasıyla aynen yaşıyorum. Sanki hala aynı gündeyim.
Boynumun varlığından haberdar olmamalıyım. Ama maalesef bir süredir, varlığını bana hoşnutsuz bir deneyimle hatırlatıyor her sabah...
Ne yapıyorum ben ya! Sıçtım mı? Yırtmış olsam ne fark ederdi ki? İkisi de bir. Lan oğlum, dişlerinin yarısı faydasız, belin sakat, kafan Bulanık, hayatın boş... Çok da bir şeyim yok, olsaydı da daha çok oyuncağı olan çocuk misali olurdu. Neyse ki aklım hala yerinde.
Ne fark ederdi farklı olması? Ömür kısa, ve hayat anlamsız. Hissediyorum ve tanımlayabiliyorum anlamsızlığını. Öyle anlamsız ki fark etmez ne olduğu. Ne yaşadıysam, yaşamasam da olurdu. Belki ben başka bir ben olurdum ama... Elmanın toprağa düşmesi gibi, havada duracak hali yok, her nereye düşerse düşsün yok olup gidecek.
Bazen uyumaya çalışırken, bazen de uyandığımda hissediyorum yaşadığımı ve hemen ardından da bir gün öleceğimi. Çok düşünmeye gerek yok ölümü, arada bir varlığını hatırlayıp kucaklamak lazım o kadar. Akan zamanla, ömrüm Damla Damla azaldıkça ölümün varlığını hatırlayıp kucaklamak daha farklı bir hissettiriyor. Sonsuz olsaydı ne olurdu ki, zavallı insanın varacağı yer neresi?
Çok üstünüz ya hayvanlardan. Alakasız gibi ama aslında aklımda bir bağlamı var bunun. Nedense bu bağlam cümlelere dökülemiyor, bu bağlamı "dil"le ifade etmeye çalışırken harcadığım çaba, bağlamı oluşturan düşünce zincirini bulandırıyor, zincirin bütünlüğü ve tutarlılığı kayboluyor. Belki de bu yüzden birkaç satır yazdığımda çok bir şey yapmış gibi yorulup bıkıyorum, belki de bahsettiğim bağlam benim aklımın dışında anlamsız veya basit, ve ben bu basit bağlamı bile çekip çevirirken yorulacak kadar yetersizim. Ama ben akıllıyım. İnsanlar bilmedikleri şeyleri bana soruyorlar. Yoksa sadece çok fazla şey mi biliyorum. Yok hayır bir şey var. Düşünürken bile hissediyorum. Zihnimde düşünce zincirimi oluştururken, sanki aklım koridorlar ve odalardan oluşuyor. Bir de operatör var. Gündeme göre koridorlarda dolaşıp, odaların kapısını çalıyor ve ilgililerden bilgi alıyor. Bazen bazı odalar cevap vermiyor ve kapı açılmıyor. Aslında bu o kadar problem değil. Hani dilinin ucuna gelip de hatırlayamadığın isimler, kavramlar olur ya, işte bunlar açılmayan kapılar yüzünden. Ama Ben farklı bir problem hissediyorum. Konuşurken, düşünürken bazen sanki o konuyla ilgili basiretin bağlanmış gibi oluyor. Fark etmem gereken bir nüans olduğunu anlıyorum, ama zihnim uyuşmuş gibi, ihtiyacıma hizmet etmeyi reddediyor. Sanki zihnimin operatörünün bazı koridorlara girişi kısıtlanmış. O koridorlardaki odalara erişebilsem uzay zamanı...
...Derken alarmım "rape me" çalıyor, o nasıl şarkı sözüdür? Yatak keyfini bozmak için manidar. Keşke telefonu başucumda bıraksaymışım. Telefonun kulak tırmalayan bozuk yüksek sesi, onu kapatmak için sıcak yatağımdan kalkıp kapatmak zorunda olmanın zorbalığı ile tüm bu düşünceler benim için, saçmalık ve zırvaya dönüşüyor. Akşamki benin sabahki bana attığı kazık bu. Alarmı kapatıp geri yatacağım.
Köpeklerim de alarmın sesini duydu. Uyandığımı anladılar, pencerenin önüne gelmiş ötüyorlar. Nefeslerinden heyecanlarını anlayabiliyorum. Her sabah sahip oldukları coşkuyu kıskanmamak mümkün değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder